Blog
Dominika Adası / 13.03.2017
Öncelikle ÅŸunu söyleyeyim Bu Dominika adasının Survivor programının yapıldığı ada ile hiç bir alakası yok
. O adanın adı Dominik Cumhuriyeti ve buraya yüzlerce mil uzaklıkta .
Dominika’ya nasıl geldik hatırlamıyorum bile. SaÄŸolsun Ebru ben bütün gün uyuklarken bizi demir yerimize kadar getirdi.Portsmouth koyunda 6 metre suya 40 metre zincir döÅŸedik ve ben kaldığım yerden uyuklamaya devam ettim. Bol bol sıvı alıp antibiyotiÄŸimi içerek iki gün daha dinlendim. Kendimi biraz iyi hissedince özlemle beklediÄŸimiz ada olan Dominika adasını artık gezmeye hazırız.
İlk olarak ülkeye giriÅŸ iÅŸlemlerini 3 dolar ödeyerek bulunduÄŸumuz koydaki gümrük binasında tamamladık. 15 gün kalma hakkımız var ve çıkış için tekrar gümrüÄŸe uÄŸramamıza gerek yok.Çok rahat ve çok kolay anlayacağınız. EÄŸer kalmaya devam etmek istersek aynı binaya tekrar girip bir 3 dolar daha ödeyerek tekrar 15 gün kalma hakkı elde edebiliriz.Martinik ve Guadaloupe hariç bu adaların tamamında East Karayip doları kullanılıyor. Ama herkes Amerikan doları almaktan mutlu oluyor. Bir parantez açalım Martinikte kesinlikle Amerikan doları geçmiyor
.Mutlaka Euro istiyorlar. Euronuz yoksa satış dahi yapmıyorlar
. Martinik gibi Fransanın eyaleti olan Guadaloupe de ise Amerikan dolarını kabul ettikleri gibi bir çok dükkan camlarına astıkları kocaman afiÅŸlerde 1 USD = 1 Euro
yazmışlardı. Hatta biz 20 euroluk alışveriÅŸ yapıp 50 dolar verdiÄŸimizde para üstünü 30 euro olarak geri veriyorlardı. İçimizden tüm dolarlarımızı burada Euro yapmak geçmedi deÄŸil vallahi. Parantezi kapayabiliriz.
Adayı gezmeye ilk olarak Indian river adını verdikleri nehirden baÅŸladık.He bu arada hiçbir yeri rehber almadan gezemiyorsunuz mutlaka rehberlerin teknesi ile gezmek zorundasınız. Bu ada doÄŸal hayatı ve doÄŸasının bakirliÄŸi ile meÅŸhur. Bu doÄŸal hayat burada bir çok hollywood filminin de çekilmesine sebep olmuÅŸ . Bunlardan en meÅŸhuru Karayip korsanları filmi. İşte bu Indian riverda da bu filmin bazı bölümleri çekilmiÅŸ ve film seti için yapılan bir ahÅŸap kulübe hala orada bozulmadan duruyor. Bu nehir öyle pek matah bir yer deÄŸil ama gelinmiÅŸse gezilmesi gereken bir yer.






Ertesi gün adanın yaÄŸmur ormanını gezmeye gittik . Tüm bu gezileri organize etmesi için Aleksis diye bir acenta ile anlaÅŸtık. Ama önceden fiyat konuÅŸulmadığı için kazığı da sonunda yedik tabi. Neyse önemli deÄŸil. MüthiÅŸ güzel bir orman, çok ulu aÄŸaçlar var. MüthiÅŸ huzurlu, çok güzel bir yürüyüÅŸ parkuru var . Keyifle kuÅŸ seslerini ve ormandaki yaban hayatı dinleyerek yürüyüÅŸ yaptık.





Bu ormanda sadece bu adaya özgü iki cins papaÄŸan yaşıyor. Dünyanın baÅŸka hiçbir yerinde bu papaÄŸanlardan yokmuÅŸ . Elimizde dürbün ile sürekli bunları görebilmek için uÄŸraÅŸtık durduk. Seslerini duyuyoruz ama sık ve yüksek aÄŸaçların arasından bunları görebilmek oldukça zor oluyor. Biz bir cins papaÄŸanın üç adet bireyini dürbünle deÄŸil gözlerimizle görme mutluluÄŸuna eriÅŸtik. DiÄŸer cinsi hiç göremedik bile. Her iki cins papaÄŸanında doÄŸal ortamda 2000-3000 adet kaldığı düÅŸünülüyormuÅŸ.
YaÄŸmur ormanı sonrasında yaklaşık 40 metreden dökülen çok güzel bir ÅŸelaleye gittik. Bu ada da pek büyük deÄŸil ama öyle yeÅŸil ve sulak bir ada ki tam 360 tane ayrı akarsu varmış denize dökülen. Çok fazla ÅŸelale var doÄŸal olarak hepsini görüp gezmeye kalksanız sanırım aylarca bu adada kalmak gerekir. İşte bu ÅŸelale de acayip güzellerinden biriymiÅŸ. Hastalıktan yeni kalkmış olamama raÄŸmen buz gibi suyuna dalmadan edemedim. Çivi çiviyi söker anasını satayım. Çok ama çok keyif aldım bu ÅŸelalede yüzmekten. AkÅŸam yorgunluktan bitmiÅŸ vaziyette tekneye kendimizi zor attık.






Ondan sonraki gün sabah sekizde aracımız yine gelip bizi aldı ve komple ada turuna çıktık. Bu gezide de daÄŸ köylerini ve Carip yerlilerinin yaÅŸadığı köyleri gezdik . Çok ilginç ve görülmesi gereken yerler. Tekrar buz gibi ÅŸelalerde yüzüp sıcak sularda keyif yaptık . Yöresel yemekler yedik. Adanın insanları dost canlısı ve müziÄŸe çok düÅŸkünler. Bir çok köyde kamyonlara yüklenmiÅŸ vaziyette tüm kamyon kasasını kaplayan höporlörlerden yayılan müzik ile kulaklarımız sağır oldu. Biz kulaklarımızı tıkarken onlar mutlu mesut kıvrak müziÄŸe eÅŸlik ediyorlardı. Bu ada doÄŸal ortamları vahÅŸi hayatı ve neÅŸeli insanları ile anlatılmaz yaÅŸanır. Adada büyük uçakların inebileceÄŸi bir havalimanı yok. Dolayısıyla buralara ya yakındaki bir adaya gelerek küçük uçaklarla ya Martinikten kalkan feribot ile yada Cruise gemisi ile gelebiyorsunuz. O yüzden teknelerin buraya uÄŸramasını çok istiyorlar. GeçmiÅŸte bu adada teknelerle ilgili hırsızlık olayları olduÄŸundan
tekneler buralara daha az uÄŸrar olmuÅŸlar. Biz burada kalırken resmi makamlar tüm teknecilerin davetli olduÄŸu bir yemek düzenlediler. Bu yemeÄŸe biz de katıldık. Ülkenin üst düzey yetkilileri birçok konuÅŸma yaptılar. Hepsinin ortak noktası bizim adamız artık çok güvenli lütfen ülkelerinizde bizim gönüllü elçilerimiz olun ve tüm tekneleri bizim adamıza uÄŸramadan geçmemeleri konusunda uyarın demekten ibaretti. Gerçekten de bir çok önlem alınmış ve hırsızlığın önüne geçildiÄŸi gibi her yönden çok güvenli bir ada haline gelmiÅŸ.











EÄŸer Karayiplere gelinirse bu ada uÄŸranılacak adaların en başına koyulması gereken bir yer. Burada haftalarca daÄŸlarda ormanlarda kalabilirsiniz. Deniz pırıl pırıl temiz havası suyu ayrı güzel. Çok güzel sebzeler meyveler var. Her ÅŸey bol ve oldukça ucuz.
Sekiz gün kaldığımız ve tadına doyamadığımız adadan artık ayrılma vaktimiz geldi diyerek bir sabah 07.00 da demirimizi aldık ve 55 mil mesafedeki Martinik adasına rota tuttuk.
Daha evvel uÄŸradığımız Martinik adasının St. Pierre limanına geldik. Biraz geç kaldığımız için ülkeye giriÅŸ iÅŸlemlerini yapmak amacıyla bir gece kaldık. Sabah kalkıp ofisler açılınca giriÅŸ iÅŸlemlerini yaptık ve kurulmuÅŸ olan pazardan biraz sebze ve meyve aldık. Daha sonra 20 mil mesafedeki daha evvel kalıp çok beÄŸendiÄŸimiz Grande Anse koyuna geçtik. Bu koyda üç gün dinlenip bol bol tosba’larla
yüzdük. Denizin keyfini doya doya çıkardık. Üç gün sonunda Martinikte yaÅŸayan arkadaşımız Levent’in yanına gitmek üzere demirimizi topladık. Nasılsa az mesafe gidiyoruz diye hava durumuna falan hiç bakmıyorduk. Demirimizi alıp 15 mil mesafedeki Du Marine gitmek için koydan burnumuzu çıkardığımız anda 30 knot rüzgar ve oldukça iri dalgalar bize hoÅŸgeldiniz dedi. Rüzgar tam kafadan dalgalar da büyük olunca hızımız 2-3 knotlara kadar düÅŸtü tabi ki. Neyse zorlanarak da olsa 4-5 saatte Marinanın önündeki kalabalık demir yerinde zorla bir yer bularak 5 metre suya demirimizi saldık. Rüzgarlar bugünlerde hiç 25-30 knotun altında esmiyor. Havalar ve dalgalar biraz sakinleyince ABC (Aruba,bonaire,Curacao ) adalarına gitmek için yola çıkacağız. Åžimdilik buralardayız , bakalım kaç gün daha takılacağız Martinikte.
Bu limana gelince Anouk teknesi Horn Burnundan dönen Ekrem İnözü ile karşılaÅŸtık. Ayrıca bizden birkaç gün sonra limana giren , Keyif teknesi ile Ümit burnundan gelen Selim Yalçın ve Nadire Berker çifti ile de karşılaÅŸtık. Åžimdi tüm Türkler hep birlikte bol bol sohbet edip anı paylaşıyoruz. Tabi ki biz onlara göre yola daha yeni baÅŸladığımız için daha çok onların anılarını dinliyoruz. DiÄŸer iki teknede ülkeye dönüÅŸ yolundalar artık. Biz daha dönüÅŸ yolundayız dememiz için binlerce mil yol almamız lazım.
Neyse görüÅŸmek üzere hoÅŸcakalın.
